Murat Uysal

girişimci / matematik mühendisi / yazılım uzmanı / hislerim ve deneyimlerimden yazılar

Kız gibi kodla yeni bir bakış açısı

Merhabalar,

Hugoboss'da birlikte çalıştığımız çalışma arkadaşımızın kurup sürdürmekte olduğu başarılı bir sayfadan söz etmek istiyorum.

Sayfanın isminin "Kız gibi kodla" seçilmesi bir kere çok  kreatif olmuş, kendisini tebrik ediyorum ve başarılarının devamını dilerim.  

İsmin bu şekilde seçilmesinin altında da bir ironi olduğunu görmek gayet kolay. Toplumun maalesef biraz "o işi çok iyi anlamamak ve yeterince cesur davranamamak v.s" gibi manalarda kullandığı ( şahsi fikrim böyle yanlış olabilir )  "kız gibi" ifadesinin, sayfayı ve web sitesini gezdiğinizde aslında bu anlamın tamamen aksine iltifat ve yüceltme anlamında kullanılması gerektiğini görebiliyorsunuz.

Bu ironi gayet hoş bir yaklaşım ben sevdim ismi :) Dahası yıllardır bu sektörde çalışan birisi olarak,  herhangi bir ironi olmadığını da iddia edebileceğimi söyleyebilirim, nedeni ise şu;

Erkek ve kız arasındaki bazı net davranış ve tutum farklılıkları olduğu kabul edilen bir gerçek. Bu farklılık örneğin makine ve inşaat gibi alanlarda erkekleri daha üstün yapabilir ve yersiz övünmeye sebep de olabilir :) 

Ama konu yazılım olunca, o  motif motif kilim dokuyan kızların hassasiyet ve dikkatinde dokunması gereken bir işten bahsediyor olduğumuzu çoğumuz fark etmez bile. Bu nedenle "Kız gibi kodla" ifadesi IT ofislerinin duvarlarında yer alması bile gereken genel bir tutum olabilir mi diye dahi konuyu tartışmaya değer buluyorum.

Gün içerisinde öyle kodlar ile karşılaşıyoruz ki, nasıl bu kodu bu şekilde buraya yazmışlar, yazabilmişler diye düşünmeden edemiyorsunuz. Yazan kişinin kulakları çınlaması, sizin o sırada şizofrenik bir modda zihninizde o kodu yazarkenki yüz ifadesini hayal etmeniz ve o sırada çözmeniz gereken önemli bir sorun için için işleri zorlaştıran o "nasıl yazılmamalı" örneği kodla karşı karşıya kalmanız... Keşke bu çok nadir olsa, ama maalesef bu durum çok sık bir şekilde gerçekleşmektedir. 

Bunun sebebi, derli toplu düşünmemek, dikkat etmemek, o anı kurtarmak ve iş için gerekli temel zarafet ve görgü kurallarını hiçe saymak ile ilgili. Çünkü öyle kodlar var ki, bir sonraki yazılımcı için gördüğünde kalp krizi ile sonuçlanabilecek ciddi yan etkiler içerebilmektedir. Nice yazılımcı sanıyor musunuz, kendi kendine ölüyor. Bu kodlar yüzünden nice yazılımcı kodların serin sularında boğulup can veriyorlar ve failleri bir başka şirkette zehir saçan kodlara devam ediyorlar birşey olmamışçasına hemde :)

Kız gibi kodlamak can kurtaran bir ifade. Kızlar gibi titiz, derli toplu ve iyi "kombin" yapılmış kodlar yazılmalı. Birbiri ile kombin olmayan kodlar ile yazılan yazılım, güzel bir eseri iyi bir sanatçının metro'da işe yetişmeye çalışan insanlara çalması gibi geliyor bana. Evet o da müzik, o da bir sanat ama, metot bu değil. Bir bayanın bakış açısı ile titiz ve kombin yaklaşımı, eminim ki bir yazılımı bir senfoni orkestrası haline getirmeye yetecektir. 

Bunun tek ama tek yolu kızlar gibi iyi kombin kodlar yazılmasıdır :)

Kız gibi kodla, yoksa bırak, gerçekten gerek yok, kodlama, kodlama, kodlama... 

E-kitap okuyucu ile kitap okuma kolaylığı


Merhabalar,

Bir önceki yazımda söylediğim gibi kobo e-kitap okuyucu ile gerçekten okumak bir başka kolaylaştı. Yolda bir yere giderken veya en boş vakit harcanan anlarda kitap okumak gerçekten harika bir zaman kazancı. Dahası yıllardır hayıflandığım ve kendi içimde kendimi dövdüğüm kızdığım bir konudan kurtulma rahatlığı gerçekten çok rahatlatıcı.

Artık ne kadar merak ettiğim kitap var ise okuyup sizlere buradan paylaşacağım.

Ayrıca instagram'da bir sayfa açtım.  @kitap_okutan_cumleler ismindeki bu sayfada her kitabın o vurucu süzülen noklarını paylaşıyor olacağım.

Şu ana kadar bitirdiğim kitaplar,

  - Korku - Osho
  - İletişim Donanımları - Doğan Cüceloğlu
  - İnsan Ne ile Yaşar - Tolstoy
  - Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali

Okumaya devam ettiğim kitaplar

  - Kavgam - Adolf Hitler
  - Kolay Ekonomi - Mahfi Eğilmez

Burada sizlere bunlarla ilgili paylaşımlarıma devam ediyor olacağım.



Kürk mantolu madonna kitap yorumlarım

Kürk mantolu madonna denilince aklıma kahve yanında kitabın durduğu büyük bir paylaşım rekoruna sahip resimler gelmektedir.

Açıkçası itici bir durum, her yerde gösteriş için paylaşılan bir kitap :)

Google da arama sonucunu paylaştığım aşağıdaki resim ile ne demek istediğimi görebilirsiniz. :)


Tabi ben de boş durmadım, aşağıdaki gibi bir paylaşımla kendime özgü bir yorum kattım. 

Bizde çay gelenektir :)


Şimdi gelelim, peki bu kitap neden bu kadar seviliyor.

En önemli sebebi çok akıcı bir dili var. Başka bir kitabı okurken biraz okuyayım dediğimde bırakamadım ve 3 günde bitiriverdim.

Sürekli merak ediyorsunuz. Acaba sonra ne olucak duygusu sizi rahat bırakmıyor. Yani huzuru ancak bitirince buluyorsunuz.

Kitapta anlatılan hikaye ise zaten etkileyici. Çok yerde gözleriniz dolar gibi de olabilmekte. 

Özetle dedikleri kadar varmış, tavsiye ediyorum mutlaka okuyun. 

Kobo e-kitap okuyucu yorumlarım


Kitap okumayı seviyorum ancak herkes gibi yeterince okumadığımı da biliyorum. İş hayatımız yoğunluğunda, bir yerlere giderken her zaman yanımda kalın kitapları taşımak,  uzun süre taşıma ile sayfaların kırışması, kimi zaman tahrip olması sanırım herkesi rahatsız etmiştir. 

Hal böyle olunca okuduğum kitap sayısı olması gerekenin çok çok altında kaldığını düşünüyorum ve bundan dolayı derin bir üzüntü duymaktaydım. Ta ki teknoloji imdadıma yetişene kadar.

Teknoloji hızla gelişiyor, birçok yenilik hayatımızı kolaylaştırıyor. Her yeniliğin kendine özgü birçok güzelliği faydası var olsa da e-kitap artık benim için gözümde bambaşka bir yere gelmiş bulunmaktadır :)

E-kitap ile kitap okumak inanılmaz kolay ve pratik. Her an elinizin altında bir kütüphane olması muazzam bir duygu.  Bir tablet gibi görünse de tabletten çok öte bir yapısı var.

Burada en önemli  nokta ekran teknolojisinde. Ekran e-ink ( elektronik mürekkep ) teknolojisine sahip olduğu için sayfalar gerçekten bir kağıt kadar kaliteli ve gözü yormayan bir netlik sağlıyor. Yansıma olmadan sanki bir kitabın sayfasını cihazın içerisine çerçeveletmiş gibi birebir kağıttan okur bir görüntü var. 

Eşsiz bir keyifle okumak ve her an en sevdiğin kitapların elinin altında olması harika bir duygu.

Aldığımdan beri de okuyorum, her fırsatta her anda. Boyutu çok ideal, ceketimin cebine sığıyor mesela. O kadar hafif ve o kadar görüntüsü kaliteli ki, okumak hiç zorlayıcı gelmiyor.

Şuana kadar çok iyi gidiyorum. Mesela çok beğendiğim bir kitap "İnsan ne ile yaşar - Tolstoy" bitirdim bile. "Suç ve Ceza" da üniversite yıllarımda başladığım bir kitap idi bitirememiştim, şimdi onu da yeniden okuyorum. Oslo'nun "Korku" isimli kitabı da harika bir anlatıya sahip. Koca bir kütüphane ile dolaşmak, hem de bunu 160 gr kadar bir ağırlıkta gerçek bir kağıttan okuma hissi veren ekran ile sağlamak...

Tek eleştirdiğim yönü, fiyatı oldu. Benim aldığım model 699 TL ve en ucuz olanı. Ama inanın hiç diğerlerine ihtiyaç yok. Ekran boyutu daha büyük modelleri var ama aradaki fiyat farkı çok fazla. 1300 - 1900 TL ye kadar çıkıyor diğer modeller. Hak ediyor mu derseniz, evet ürün kaliteli hak ediyor ama kitap okumayı kolaylaştıran bu ürünlerde belki de vergi indirimi olması fiyatları daha alınabilir yapardı. 

Özetle, kitap okuyamıyorum diyorsanız çözüm e-kitap okuyucudur. Haftalarca giden şarjı ile, kaldığınız yeri kaybetme derdi olmadan ve okuma hızınıza göre kitabın ne kadar süre sonra biteceği gibi önemli verileri sunması ile, çağın sunduğu en güzide olanağı olduğunu düşünüyorum. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum. 

Ömür dediğin "bir gün"

Bir söz vardı tam doğru hatırlıyor muyum emin değilim.

Şuan klasik müzik eşliğinde bu yazımı yazarken dikkatimi bölüp araştırmak hiç içimden gelmediği için hatırladığım gibi yazıp devam ediyorum, hatalıysam affola.

"Dün geçti, yarın ise meçhul, ömür dediğin bir gündür, o da bugündür."

Çoğumuzun bildiği, bilmiyorsa da ne var bunda diyebileceği yaşadığımız anın değerini anlatan bir söz gibi görünüyor ( nitekim öyle zaten ) 

Bu yazıyı yazma sebebim esas olarak  "ömür dediğin 1 gündür" bölümünün bana hissettirdiği yeni anlam.

Bu yeni anlam, bilmediğimizi zannettiğimiz "geleceği" aslında büyük ölçüde bilebileceğimiz ile ilgili...

Yani yarını bilmiyoruz, bir sonraki haftayı bir ay sonrası ve yıllar sonrası... ve bilemeyeceğimizi zannediyoruz...

Kocaman 24 saatlik dilimlerden oluşan ömrümüzde, her an o ana özgü iken, örneğin şu satırları yazarken yaşadığım anı yeniden aynı şekilde tekrar yaşanması imkansız iken, bize ait olan zamanı bizsiz geçiriyoruz...

Bizi, gerçekten yaşamadığımız, biz olmadığımız, tekrarı ve geri gelmesi mümkün olmayan 24 saatlere mahkum bırakan hayat mecburiyetleri içerisinde, buna meydan okumamız ve gerçekten bize ait bir ömre sahip olmamız için ihtiyacımız olan tek şey sadece "1 gün" dür.

Bir işiniz, maaşınız, her gün mecburen işe gidip geldiğiniz bir yol ve her ay ödemeniz gereken faturalarınız... Güç bela alabildiğiniz izin döneminde de tatile çıkıp mutlu gibi göründüğünüz resimleri atacağınız bir instagram hesabınız.... Memnun etmeniz gereken aileniz, şikayet eden patronunuz ve moral bozucu haberler kötüye giden birçok şey...

Tüm bunlar ortalama bir durum, daha komplike ve içinden çıkılmaz sorunlar yaşayan tahmin edilmesi imkansız neler ile boğuşan nice insanlar...

Ömür göz açıp kapatıncaya kadar geçiyor dedikleri şey varya hani, işte sebebi tamamen bu. Bize ait olmayan 24 saatler...

Herkesin mutlaka hayatında, zamanın ne kadar uzun olduğunu  anladığı koşullar vardır. Mesela, benim askerlik dönemimde günde 7 saat nöbet tutmam gerektiğinde bunu hissedebilmiştim. Saatin, dakikanın hatta saniyelerin yavaşlığı anları yaşayınca, hayatın aslında öylesine uzun olduğunu anlamak çok kolaylaşıyor...

Peki bu kadar uzun bir zamanı kısaltan ne olsa gerek değil mi?

Bunu anlamak için dünü ve bugünü düşünmek yetecektir. Mesela dün ve bugün gerçek manada neler yaptınız, neler hissettiniz, gerçekten size ait "an"lar nelerdi... Mesela gerçekten güldünüz mü, işiniz olmadığı halde sırf özlediğiniz için bir dostunuzu aradınız mı veya o anki sağlığınızın kıymetini bile bile, o sağlık duygusunu hissede hissede yaşadınız mı...

Gün içerisinde içtiğiniz çay kahve veya su, ne kadar sıradan erişebilir önemsiz şeyler gibiydi değil mi! Bir düşünün bakalım gerçekten tüm bunları tüketirken tadını aldınız mı? Yoksa o sırada bin türlü işi planlamak için düşünceler içerisinde iken farkına bile varmamış olabilir misiniz! Açlıktan ve susuzluktan ölen nice insanların olduğu bir dünyayı bolluk içerisinde paylaşıyorken(!),  rahatça ulaşabildiğimiz bu lezzetli besinlerin gerçekten tadını ala ala hakkını vere vere  hissedebildik mi...

Biraz daha spesifik bir örnek olarak mesela hiç müzik ile profesyonel bir bağınız yokken bile, sanki tek işiniz ve dünyaya geliş amacınız o sırada müzikmiş  gibi harika bir klasik müzik eserini dinleyebilmek... Duymaktan bahsetmiyorum elbette, hani o bir iş yaparken arka planda "sadece duymak" değil kast ettiğim. Mesela gözlerimiz kapalı iken, notaların kulaklarımızda tınladığını hissede hissede dinlemek... Tınlaması sesten ibaret kalmaksızın, o notaları icra eden müzisyenlerin tek tek hangi enstrümanın hangi notasını seslendirildiğini hissedecek kadar derinlemesine dinlemekten bahsediyorum mesela...

İşte ancak böylesine gerçekten bize ait, sadece bizle yaşanan anlar, hislerimizde kalıcı duygularla yaşanılan "an"lar ömrümüze bir kutup yıldızı gibi perçinlenebilir ve ancak bu "an" ların toplamı kadar yaşamış olabiliriz...

Bir "an" bize ait olması için, belki sıradan bir yürüyüş de  yetebilecektir bu bizlere bağlı. Elbette bu durumda da yürürken yanından geçtiğiniz çiçeklerin kokusunu alabilmek derecesinde  yürümekten bahsediyor olacağız... Yani bütün mesele "sana ait saniyeler" içermesinden ibaret. Ütopik bir örnek olarak mesela komşunun zilini çalıp kaçmakla veya ice tea dondurup saatlerce katır kutur kazıyıp yemek veyahut da kış günü  buz gibi havada kocaman bir paket dondurma yemek ile de bunu yaşayabiliriz. Bu tamamen sana, bana, bize kalmış. 

Önemli olan gerçekten sana ait seni sen yapan, kendini kendine hissettiren "an" sahibi olmak. Tüm bu "1 gün"  esprisi işte bu. "Bir gün" ' ün nasıldı,ömrünün bir aynası olan o günü hakkıyla yaşamaktan bahsediyorum...

Sana ait olmadıktan sonra, kaç yıl yaşadığımızın gerçekten bir önemi olabilir mi.  

Düne bak, bugüne bak ve yarın için ne planladığına bak, içerisinde sana ait "an" var mı? 

Bütün başarımız, mutluluğumuz ve ileride olmak istediğimiz yerlerde olup olmayacağımız tamamen gerçekten kendimize ait "an" varlığımıza ve kalitesine bağlı...

Yaşadığımız bugünkü "1 gün" ömrümüzün sıradan bir 24 saati değil. 

Dün bilmediğimiz geleceğin,yaşadıktan sonra artık bilmemizi sağlayan "1 gün" 'ü

İşte bu nedenle "Ömür dediğin 1 gündür o da dündür, bugündür, yarındır, koca bir ömürdür.... 

Atm kuyruğu problemi : yapay zeka mı, doğal zeka mı...


Merhabalar,

Bugün her sıradan vatandaş gibi atm de bir işim oldu ve gidip sıra beklemeye başladım. Şans ki güneşin karşısında acayip yoğun sıcak bir yerde bekliyorduk. Bir an önce bitsin diye bekliyordum ve önümde 3 kişi olması moralimi yerine getirdi. Nasılsa hemen sıra gelirdi çok kişi de yoktu!

3 kişiden ilk 2 si toplam 35 dk oyalandılar. Bir ara bunlar bir şebeke mi acaba da bankanın sistemini ele mi geçirecekler ki dedim. Mesleğim nedeniyle başka birşey tahminleyemiyordum. Hemen önümdeki kişi biraz daha genç birisi idi ama maalesef bekletimi boşa çıkardı. Daha hızlı işlemini halletti ama o da 10 dk lık bir zaman almıştı. Toplam 45. dk da bana sıra gelebildi. İnanılmaz uzun bir süre ve boşa zaman harcanmıştı ki.

Tabi sıra bana geldi, hızlıca işlemlere ulaştım para yükleme adımına geçtim ve onay verdim. Ödemem tamamlandı. Kabul etmem gereken birşey var ki cihazlar da yavaş maalesef. Onun da etkisi olduğunu düşünsem de yine de bu önümdeki kişilerin zaman kaybını açıklamak için yeterli değil.

Etrafımda bir sürü insan gelip geçerken bir yandan sıra bekliyorum ve gözlemliyorum. Sigarayı içip yere atan, karşıdan karşıya geçeyim derken yayanın üzerine süren saygısız araçlar. Ve ben bunları yaşarken mesleğim gereği başarmaya çalıştığımız akıllı daha optimum yazılım altyapısı v.s.


Sonra kendime baktım, yapay zeka teknolojilerine odaklanmış çalışmaları takip eden gelecekte neler neler olacak şimdiden biraz tahminleyebilen biri olmak bir yana, bir atm önünde basit bir işlem için 15 dk emek veren insanlar...

Diyeceksiniz ki yani ne var bunda, bir atm de zaman kaybı ne olacak bu kadar büyütmüşssün. Böyle bakınca doğru, ama bir de işin diğer boyutu var.

Doğal zekaya sahip insanlık milenyum çağından gelmiş eğitimli ama basit bir işlemi algılayıp hızlıca uygulamaktan çok uzakta halen. Asıl problem bu doğal zekamız ilie hayatın her anında kendimiz dışında yüzlerce insanı etkilemek durumunda olmamız aslında. 


Örneğin trafikte araç kullanırken de bu böyle. Mesela giriş yapacağı kavşağa yaklaşırken doğru şerite doğru hızda girmek de bir zeka gerektirir. Nitekim bunun tam aksine çaprazlama önümüzden geçen araçlar görüyoruz, ve belki bu araçlar kazaya sebep olup nice canları alıyor.

Başka bir örnek de mesela, hayatı ile ilgili kararları alırken kendisi ve ülkesi için optimum kararlar alamamasının da sonuçları vardır. Mesela ekonomisine uygun harcama yapmak, gerçekten ekonomik ve uygun fiyatla alışveriş yapabilmek ve kendisini daha başarılı olmasını sağlayacak bir işe geçiş için doğru stratejiye sahip olmak. Tüm bunları daha doğru yapmayan insanlar nedeniyle yüzü asık çalışanlara iş yaptırmak zorunda kalıyoruz. 

Yapay zekaya geçme sebebimiz acaba bu doğal zekanın bir türlü gelişmesinin zor olmasından dolayı mıydı acaba onu da bilmiyorum. Öğrenmemek i��in direnen insanları görünce yapay zeka çalışmalarını anlamak daha kolay gerçekten.

Özetle, bilim teknoloji almış başını gidiyor bir yerlere. Ama biz doğal bir zeka ile daha çok basit bir arayüzden basit bir ödemeyi yaparken zorlanan bir nesilde yaşamaktayız.

Bence yapay zeka'dan çok keşke doğal zeka için daha çok emek harcansa. Bilim ve teknoloji ütopik optimizasyon hesaplamaları hedefi ile çalışırken insanlık 4 işlemi yapmanın mücadelesi veriyor olması kabul edilemez. 

Umarım çok daha akılcı düşünen bir toplum olmak için gelecek dönüşür ve daha gelişmiş bir toplumda hayat sürmenin keyfini yaşayabiliriz.
 

Dünya Engelsizler Günü

Merhaba sevgili okurlarım,

Bugün dünya engelsizler günü. Engelsizler diyorum çünkü bir uzvun eksik olması değildir engelli olmak için. Bence işe önce günün ismini değiştirmekten başlamalıydı herkes.

Dünya engelsizler günü diyorum ve bunu sadece bir motivasyon olsun diye de söylemiyorum. Bunu gerçekten inanarak ve güvenerek söylüyorum. Çünkü hayat bildiğiniz gibi bize dersler verip acılar yaşayıp kayıplar yaşattıkça ancak o zaman herşeyin kıymetini daha iyi anlıyoruz. Sağlığı yerine olan bunca insan topluluğu aslında ne kadar önemli şeylere sahip olduğunun farkında bile değiller.

Onlar engelsizlerdir, çünkü bu dünyada sahip olduğun bir yetiden mahsun kalmak yürüyememek, konuşamamak veya görememek ne denli büyük acıdır bunu hiçbirimiz asla bilemiyoruz. Ve bunu bilen ve buna sabır gösteren dışardan bakınca engelli diye söyleyiverdiğimiz insanlar, aslında hepimizden daha engelsizlerdir bundan adım gibi eminim.

Örneğin bence bir uzvunu kaybetse birisi, eskiden insanlara tepeden bakıyorsa bile bakmaz artık. Hastaları hor görüyorsa bile artık hor görmez kalbinden gelen duygu ile samimiyet ile sever korumaya çalışır. Bir dostunun güzel bir noktaya gelmesine "gerçekten" sevinir asla sevinirmiş gibi yapmaz. Hayvanları daha çok sever. İnsanların gözünün içine bakar ve gerçekten dinler anlamaya çalışır ve müsamalı olur. Bu nedenle bence engelli olanlar bizleriz. Bunca nimet varken sağlığımız varken hala şikayet eden ve birbirimizi çekemeyip birbirimize kötü davranırken engelli olanlar var ise bizim normal sandığımız bizleriz bence.

Örneğin trafikte kırmızı ışıkta geçen birisi ne kadar normal olabilir. Kimseyi umursamadan araç kullanan birisi nasıl engelsiz biri olduğunu düşünebiliriz ki. Soğukta üşüyen bir sokak hayvanına merhamet göstermek yerine su ve yemek kabına vurup içerisindekileri döken birisi nasıl engelsiz olabilir ki. Asıl engelli ve engelsiz olmak bence akıl ve kalpte olan engeldir. 

Gönül ister elbette hepimiz sahip olduğumuz uzuvlardan  mahrum kalmasak keşke. Herkese sağlık huzur ve merhamet ile...


Sıradan bir günü sıradanlıktan çıkarabilmek, ne kadar kolaymış...

Merhaba sevgili okurlarım,

Bugün öyle işim başımdan aşkın öyle yoğun çalışıyorum ki sabah gelmem ile öğlen olup yemeğe gitmemiz sanki 1 saniye kadar kısa gibi. Çok iyi bir kurumda iyi bir çalışma ortamında iyi şartlarda çalışıyorum ama bu zamanın hızı inanılmaz boyutta. Vakit yetmiyor hiçbir işe, toplantıya.

Dostları sevdiklerimizi arayamıyoruz. Bir de güzelim günümüzü iş içerisinde yaşanan anlaşmazlıklar ile boğuşuyoruz. Farkettiğim şey çok acı bir gerçek idi. Bundan önceki binlerce gün gibi bugün de yorgun bitap akşamı edip bir sonraki gün için hazırlanmak üzere geçmekte idi.

Ama bugünü farklı kılmanın bir yolunu bulabilir miyim diye düşündüğümde sanırım olabilecek en iyi yolu buldum.


Ege orman vakfına girip 5 adet fidan bağışladım ve öyle mutlu oldum ki :)

Yani benim için 27.11.2018 tarihi 5 fidanın ekilmesini sağladığım gün oldu böylece.

Bu konuda ara ara bağış yapmayı düşünüyorum ve tavsiye ediyorum.

https://www.egeorman.org.tr/

Sevgiler selamlar.

Doğduğumuzdan beri tüketiyoruz


Bu söz Kadir Köymen'nin 'Başka Bir Şey' kanalının fragmanında geçiyor ve gerçekten her vatandaşın bilmesi gereken bir gerçek.

Evet, gerçekten böyle ve üretmek zorundayız. Üretmek derken inovasyon yapmalıyız. Teknoloji geliştirmeliyiz. Ben açıkçası yılladır bunu yapabilmek için zamanımı harcıyorum ve harcamaya devam edeceğim.

Yazılım veya teknoloji alanında bir konuda söz sahibi bir marka olmak için çok çalıştım, çalıştık ve daha da çalışmaya devam edeceğim.

Şu aşağıdaki videoyu izleyip de üretme duygusu hissetmeyen bir kişi olacağını sanmıyorum, iyi seyirler ;)

Parlak fikirli ve beyaz yakalı


Merhaba sevgili güzide okurlarım, yine içimde biriken bir konu ile karşınızdayım

Ekonomik olarak ülkeye katkı sağlamayı dert ediniyorsak, bu noktada Kadir Köymen'in de dediği gibi ülkemizin bize sağladığı bunca imkanı ancak ve ancak yurt dışına birşeyler üretip satarak ödeyebiliriz. Bu güzel denklemi sağlamak için gerekenler net ve ortada. Kalifiye özellikleri olan fikirleri olan beyinlerin sadece ay sonu maaşını alabilmek için yaşamak üzere hayatlarına devam etmelerinin önüne geçmek olduğunu düşünüyorum. 

Şuan üretici konumda olan ve saygın dünya markası büyük bir şirkette yazılım departmanında çalışmaktayım. Baktığımız zaman sahip olunacak en güzel şartlar altında iyi bir ekip ile çalışmaktayım. Herşey güzel olmakla birlikte, maalesef bir yerden sonra yaşadığınız bazı şeyler sonrası konu maaşınız için çalışmanın ötesinde olmadığınızı anlıyorsunuz. Oysa ki beni sahiplenerek çalışmak ve yeni şeyler üretmek motive ediyor. 

Maalesef hayatın gerçekleri, ay sonu faturalarımızı, borcumuzu veya kiramızı ödeyemedikten sonra hiçbir şekilde hayallerimizin güzel olması ile ilgilenmeyecek kadar acı olduğunu hepimiz biliyoruz. Benim gibi düşünen, yetenekli ve ülkemiz için nice güzel arge fikirlerine sahip insanların da bu gerçek gereği ay sonu o faturalarını ödemek için mesailerini yapmakta yorulmakta ve hafta sonları da sadece dinlenerek birşey üretmeden geçen günlerin acısını yaşamaktalar. Fırsat bulup bir şeyler yapanlar vardır belki ama rutin iş hayatı sonucu gerçekten bir şeyleri denemek için yeterli zaman ve maddi güçleri asla olmamaktadır.

Bugüne kadar kendime ait olan veya çalıştığım şirketlerdeki tüm projelerde içimdeki bu yeni bir şeyler üretme azmim nedeni ile fazlası ile özveride bulunmakta hiç zorlanmadım. Ayrıca bir işte çalışmaya devam etmem sadece maaşımın yüksekliği ve diğer sıradan kaygılar ile ilgili de olmamıştır.

Özellikle bir önceki şirketimde tübitak destekli bir arge projesinde  çalıştığım için çok daha motive çalıştığımı söyleyebilirim. Bu süreçte proje ile ilgili birçok yeni fikir de geliştirmiştim ancak bu önerilerimin etkili olamaması sonucu da açıkçası daha fazla devam etmemin anlamı yoktu. Bazen insan kimsenin göremediğini görür anlatır ama bu etrafındaki insanlara anlatmakta başarısız olur. İşte bu noktada tüm analiz ve tespitler karşılığını bulmaz ve o proje de olmaz öylece kalıverir. İşte tam maaş beyaz yakalı çalışanlıktan kurtulup gerçekten birşeyleri değiştirme ihtimaline insan yaklaşsa da farklı engeller ile karşılaşır ve yine makus kaderine geri dönüp bir başka şirkette maaşı için çalışmaya devam edebilmektedir.

Kendi bireysel girişimlerim artık kenarda beni beklemekteler. Maaşlı beyaz yaka bir çalışan iken kalan zamanda dinlenmek dışında birşeyler yapma şansımız hiçbir şekilde mümkün olmamakta. 

Benim bu konuda yalnız olmadığımı çok iyi biliyorum. Keşke hayatın gerçekleri karşısında sadece maaşını almak adına çalışan parlak insanlar, daha üretken çalışma şansı bulabilselerdi. 


Okuduğunuz için teşekkür ederim. 
Sevgiler saygılar.