Murat Uysal

girişimci / matematik mühendisi / yazılım uzmanı / hislerim ve deneyimlerimden yazılar

Yaşayan İnsanlar: Saç stili şık ve güzel kıyafetleri ile paraşüt açmayı boşveren düşüşler

Merhabalar

İnsanın farkındalıkları arttıkça her geçen günü ve zamanı daha iyi anlıyor. Şöyle ki hayat dediğimiz şeyin gerçekte ne olduğunu asla anlamadan yaşayıp gittiğimizi anladığında insanın dehşete kapılmaması mümkün değil. Çözümü hiçbir zaman bulunamamış sorular yüzünden bu hayatı bu şekilde yaşayıp gitmekteyiz. Korkuyoruz veya bulma ihtimalimiz olmadığına inanıyoruz. Bu nedenle günlük hayattaki meşgalelerimizi gerçek birer meşgale sanıyoruz. İşte bugün konumuz bu, yaşamak dediğimz şey gerçekte nedir ?

İnsan denen canlı diğer canlılardan ayrılan bir özelliğie sahip. Düşünen geçmişi bilen ve bundan acı duyan bir canlıdır. Farkıdalığı vardır. Bir kedi de yavrusu öldüğünde buna üzülmektedir ancak o noktada olan şey daha mekaniktir. Ancak bir insan sahip olduğu beyin sayesinde çok daha derin ve birbirine bağlantılı şekilde bu acıyı yaşar. İşte budur bizi farklı yapan.

Peki ama neden farklıyız ? İşte asıl soru bu. Niçin farklıyız biz de sıradan hayvanlar gbi bir hayat yaşayabilirdik ama niçin bize bu fark verildi ? İşte hayatı anlamak istiyorsanız bu sorunun cevabını bulmanız gerekir.

İnsan doğduğunda etrafında kurulu hazır bir hayata doğar. Evi vardır üzerine göre giyisileri ve gayet kabul edilmiş bir sürü doğrular ile zihni doldurulmaya başlar. İşte bu doğrular sonucunda çocukluk gençlik ve olgunluk çağlarını yaşar yaşlanır ve ölür. Sonra da bu yaşadığı hayata 'hayatım' diyebilir gerçekten de. Halbuki kendimize ait hiçbirşey olmadığının farkında bile değilizdir. Zannımca yaşamak vücüdumuza ihtiyacı olan gıdayı vermek ve bu biyolojiyi ayakta tutmak için insanların uydurduğu bu para denilen şeyi kazanmakla yaşanmış bir hayatın yaşanmamış olduğu gerçeğinden daha acısı, bu gerçeğin farkına varma ihtimali olmadan milyarlarca insanın yaşayıp ölmüş olmasıdır.

Niçin bir meslek sahibi olmak istediğinizi bir düşünün ? Herkesin yanıtı farklı olabilir kimisi için para kimisi için itibar olabilir. Ancak bu şeylerin önemli olmasını sağlayan şey nedir ? Tabi ki hayatta kalma ihtiyacı. Hayatta kalmak için ihtyaçlarımızı karşılamamız gerekir ve bunu sağlamak için insan 'hayat' sandığı süreyi doldurur ve ölür. Aslında hiç yaşamadığının farkında bile olmadan.

Misal iyi bir hayat mı yaşamak istiyorsunuz. Farz edin tüm ömrünüz yatlarda deniz turu yaparak etrafınızda istediğiniz her tür giyisi ve yiyecek içerisinde bolluk içinde yaşayın. 1 gün bile yas tutmadan geçsin ömrünü örneğin. Sonra ne olucak koca bir hiç. Bu neyi gösteriyor, elbette ki asıl önemli olan şeyin hayatta bu biyolojik makinenin keyfini stabil tutmak olmasa gerek.

Şimdi iyi de buna şeyden sonra ne demek istiyorum anlaşılmamış olabilir. Hemen özetliyorum. İnsan bilmediği bir dünyada sebebini bilmediği şekilde içine doğduğu kurallara sorgusuz sualsiz bağlanarak yaşar gider. Bulunduğu şartlarda yapabileceği en iyi hayatı kazanmaya çalışmak dışında başka bir amaca sarılmaz çoğunlukla. Zengin olsa çok gezse lüks içinde yaşasa veya acı içinde yaşasa nihai son aynıdır. Ölüm ile sonuçlanacağı kesin bir hayatta boşu boşuna doğar yaşar ve ölür gider. Hiç mantıklı değlil. Niçin mi açıklıyorum.

Şu kainata bakınca bizi yaradan öyle büyük bir mühendis ki saygı duymamak mümkün değil. Kurduğu sistemi gördüğünüzde şuan çok ileri zannettiğimiz teknoloji ve bilim doğrultusunda inceleyine hayran kalmamak mümkün değil. Sonsuz bir bilgi ışığında ancak sağlanabilir bir düzen mevcut. Hayal edebileceğimizden çok daha ulu ve yüce bir güçten bahsediyoruz. Bir depremde patates püresine dönüp onca atıp tutan yanımızdan zerre eser kalmayan insanoğlu, bu yüce gücü anlayabileceğini sanması en büyük yanılgıdır.


Anlayamacağımızı anlamamız sahip olabileceğimiz en üst bilgi mertebesidir. Anlayamayız çünkü insan doğası buna müsait değildir. Böyle yaratıldğı çok açık. Peki o zaman ne diye bu yazıyı yazıyorum ? Anlayacağımız birşey yoksa niçin bunca cümle dimi ? Sabredin, bağlayacağım.

Şunu demek istiyorum. Hepimize uğraştığımız şeyler çok mantıklı gelen bu hayat içerisinde gerçekte ne kadar alakasız bir hayat yaşadığımızı şöyle bir gerçeği hatırlatarak anlatmaya çalışacağım.

Hayal edin, şuan kaç yaşında iseniz, şuan her ne yapıyorsanız tam olarak şuan bu yazıyı okurken bir bilgisayar karşısında oturuken size gayet herşey doğal gelen şu anı, bu ana gelene kadar yaşadığınız hayat hiç yokken, bir anda şuan hayatınızın başladığını düşünün. Yazı okumayı bilmiyorsunuz, bilgisayar ne bilmiyorsunuz kelimeler yok harflar diller hiçbirşey yok. Tek sahip olduğunuz şey algı. Ancak asla ifade yok.

İşte bu şartlarda bir anda ben şuan bilgisayarıma bakarken doğsa idim, siz de şuan bulunduğunuz anda doğsa idiniz. Sizce birisi size dese idi para diye birşey var onu kazanman lazım. SSK'lı olman lazım. Maaş alman lazım dil öğrenmelisin....

Bunu diyen birini sanırım dinlemezdik, çünkü böyle bir dehşeti yaşatan ışınlanma duygusu sonrası asla neden böyle bir yerdeyim ve öncesinde niçin birşey hatırlamadığımızı düşünüp çözmek en büyük ilgimiz olurdu. Şimdi bu örnekte anlattığım şey olmadı  sanıyorsunuz değil mi. Esasen insan böyledir. Ama alıştıra alıştıra hayata katıldığı için, alışır ve herşeyi olağan sayar. Aslında gerçek durum çok başkadır.


İnsanın asıl durumunu size acı ve hiçbir yumuşatma olmadan aktarmak istiyorum. İnsanı biyolojik olarak düşünün önce. 2 göz burunlar kulaklar saçlar filan. Acayip karmaşık bir sisteme sahip ve bunun hiçbir tanesini kendisi yapmamış. Sonra yemek yemeli ki yaşasın, su içmeli ki hayatta kalabilsin. Gözleri görebilmesi için bir ışık kaynağı olmalı karanlıkta görememekte mesela. Kulakları var. Doğrudan kabul ettiğimiz 5 duyu var mesela. Mesela koku alır sesleri duyar. Işığı algılar. Nesneleri anlar. Hiç haberi olmadığı halde bunlar olur ve asla garipsemez. Tuvalet ihtiyacı doğar bunu giderir gayet doğal görür. Etrafta kendine benzeyen ama asla konuşmayan anlamayan ( yada öyle sanmamız isteniyor ) bir dünya görür. Kabul eder yaşar ve gider. Halbuki ne büyük bir dehşet verici şeydir. Ama birbirimizden güç alırız. Bakarız ahmet iş arıyor çalışıyor mehmet de iş arar çalışır. SSK öder bir sürü dünyevi iş peşindedir. Sabah olur akşam olur, zihninde hep asla gerçekte sorunu olmayan sorunları çözmek zorundadır.

Yukarıdaki dehşete düşüren gerçeklere rağmen, insan bunu düşünmez yaşar çırpınız ve sonra da ölür gider. Esasen hayat hiç de öyle tamam bu işte hayat deyip kabulenilecek birşey değildir. Hayatın amacı bu biyolojik makineyi keyifle yaşatmak çoluk çocuk sahibi olmak ve sonra ölüp gitmek olarak görmek bunca bize bu donanımlara veren yaratıcıy karşı büyük bir saygısızlık olsa gerek.

Peki madem bunca şey saçma, mantıklı olan nedir mi ?Şuan için bulduğum en yakın doğruyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir şeyin amacı onu diğer şeylerden ney farklı kılıyor ise, ona yönelik çalışmaksıdır diye düşünüyorum. İnsanın farkı beynidir. Düşünme yeteneği bizi farklı kılar. Bu nedenle insanın asıl gayesi kesinlikle düşünmek olsa gerek. Yoksa bizi de kendimizin farkına varamayacağımız şekilde yaratsa idi itiraz etmeyi akıl edecek bir durumda bile olmayacaktık. Madem herşeye rağmen bize düşünebilmeyi verdi ise o zaman asıl konu düşünmektir. Biliyorum neyi düşünmeli diyeceksiniz, ama o başka uzun bir konu, onu başka yazıda anlatacağım.


Toparlarsak insanın asıl konusu bu dehşet duyması gereken duruma rağmen gayet olağan şekilde hayatını yaşaması yaşadığı hayatı hayat sayması ve sonunda da öleceği bile bile ölmeyecek gibi bin türlü plan ve hesap yapması. İşte hayret verici olan yaşamın en ilginç yanılgısı budur.

Yaşam bu olamaz. Doğ, yıllarca okul oku insanların kurdu doğruluğundan emin olmamızın imkansız olduğu bir sürü bilgiyi edin sonra da o bilgileri öğrenip yine iş sahibi ol sonra evlen çoluk çocuk yaşa ve öl. Eğer hayatın bu olduğunu düşünüyorsanız, zaten ölmüş durumdasınız. Bu nedenle pek de ölümden korkmanıza gerek olduğunu düşünmüyorum.


Eğer bu hayatı yaşadığınıza inanmak istiyorsanız düşünmelisiniz. Her gün oksijen veren ağaçlar var ve onları biz yaratmadık. Bunca muhteşem bir dünyayı bize sırf rutin hayatımızı yaşayıp ölüp gidelim diye bize vermiş olduğunu varsaymak sanırım yaradana hakaret bile sayılabilir. Ukalalıktır bu. Hadsizlik kendini bilmezliktir.


Eğer gerçekten yaşamaksa hayat gerçekte olan şey, yaşamak değil her an ölmemizdir. Belki gürültü duymuyoruz ancak devasa bir makine olarak bu kocaman vücut şuan sende ama 2100 yılında hiçbirimiz olmayacağız. Düşünsenize, 2100 yılı, bizden öncekiler 1600-1700-1800 ler hep yaşandı ve bitti. Onlar da şuan bizim gibi bitmez uzun bir ömür sandılar ama öyle değildi. Buna rağmen kimi oğlunu okutmak için tüm ömrünü harcadı. Kimisi memur oldu, kimisi başbakan kimisi başka birşey. Hepsi kendi aramızda aptalca şeylerdi. O gün nasıl ki enflasyon bugün için bir önemi yoksa, işte biz de öyleyiz. E bu dehşet duruma karşın zaten sınırlı olan ömrü, asla önemi olmaycak şeyler ile geçirmek ne kadar mantıklı olabilir ?

Yaşamak kesinlikle ve kesinlikle arayıştır. Eğer arayış sahibi olursak, her daim düşünür ve bir gün bize bu beyni veren yaradanın verme sebebine göre yaşayıp, bizi asıl götürmek istediği yere varabilirsek işte o zaman yaşamak gerçek bir yaşamak olabilir. Aksi takdirde, tarihte ölen insanlara bakın. Hepsinin sizden tek farkı 2 tarihe sahip olmalarıdır. Kimliğinizde doğum tarihi alanını gördüğünüzde, aslında ürpermek için yeterli bir veriye baktığımızın farkında olmalıyız. Hatta keşke mümkün olsa idi, Alt bölümünde bir boşluk olsa ve Ölüm Tarihi diye bir alan daha olsa idi. İşte belki bu bile bize birşeyleri hatırlatırdı ve belki daha bir farkına varıp yaşabilirdik.

Hayatı anlamak en büyük gündemimiz olması gerekirken, günlerimizi birkaç sınavdan yüksek not almaya saatlerimizi beğendiğimiz bir ayakkabı bulmaya veya birçok diğer şey için harcayıp tüketiyoruz. Sonra da yok benim stilim, tarzım filan gibi gerçekten hiçbir karşılığı olmayan şeyler üzerine zamanı doldurup gidiyoruz. Moda programları yapıyoruz. Yemek programları yapıyoruz. Amaç hayatta kalmak için birşeyler giymekten öte olmaması gerekiyor iken, birbirimizin parasını almanın daha etkili yollarını arayıp bu amaçla uydurduğumuz şeylere zaman harcıyoruz. Bu giyisi bununla gider mi gitmez mi gibi olağanüstü değerli ömrün saatlerini bu şekilde anlamsızlaştırıyoruz. Hayatta kalmak için yemek yemek iken amaç yok efendim özel soslar binbir çeşit pişirmeler sunumlar v.s ler. Herşey öylesine aptalca ki, bunun farkında olan insanlar için nefes almak bile zorlayıcı olur bazen.

Düşünün, tüm insanlığı uçaktan aşağı atsalardı ve 20-30 dk sonra herkes yere çarpacak olduğu gerçeğini bilen insanlar havada hoş sohbetler ede ede düşseler, biri diğerinin saçını kıyafetini yorumlasa birisi havada kuş tutup onu acayip şekilde pişirip yemek üzerine konuşsa sonra bu bilgiler bir üstte düşen insanlara aktarılsa ve onlar da düşmeye devam etse... Sonuçta da hepsi yere ulaşınca katiyen öleceklerini biliyorlar. Peki bu durumda söylediğim şeyleri yapmaları ne kadar akıllıca olurdu ?
Akıllıca olan şey bu paraşüt nasıl açılır konsunu düşünüp yolunu bulmak olmaz mıydı ?


İşte verdiğim bu örnek gerçekten hayatı anlatır. İnsan esasen büyük bir yükseklikten aşağı düşmektedir. Ve o sırada paraşütü aramak yerine binbir alakasız iş peşinde ömrünü tüketmektedir. İşte gerçekten yaşadım sayacaksanız kendinizi, böylesine şiddetli bir çarpışmaya çözüm nasılsa bulamam deyip, alakasız şeyler ile ömrü tüketmemek gerek.

Paraşütü açmanın bir yolunu bulmalıyız. Bunun da tek yolu, düşünmek düşünmek ve düşünmektir....

Düşünün, yaratılışımızın yegane gayesi budur...

Okuduğunuz için teşekkürler, iyi düşünceler dilerim...


Comments are closed